DOSTLUK USTUNE
Pek parlak değildir kalemim.Ama deniyorum burda.Sağdan soldanda var birşeyler..Kalemimden çok müziğimi dinleyin derim ;)
Pek parlak değildir kalemim.Ama deniyorum burda.Sağdan soldanda var birşeyler..Kalemimden çok müziğimi dinleyin derim ;)
-Kız : Mutsuz oluruz !!!
-Erkek: Mutsuz olalım (!) , Hep mutlu olunucak diye bir kural yok ki, bizde mutsuz olalım! Olmaz mı?
-Ben kötü bir adam mıyım?
-Kız : … …
-Erkek: Hııım?Aklından geçen bir şey söyle… Kötü bir adam mıyım ben ha ?
-Kız: Kötü adamların arasında kalmış,kötü olmuş bir adamsın (ağlamaklı)…
……
—-Ve aniden erkek dudaklarına sarılır kızın.Bir süre öpüştükten sonra kız iter adamı ve tokatı patlatır yüzüne.
—-Adam hem utancından, hemde tamamen kaybetmenin korkusundan bakamaz kadının gözlerine..
—-Bir kaç saniye sonra kadın adamın yanağına yaklaşır ve küçük bir öpücük dökülür dudaklarından…
-Kız: Lütfen peşimden gelme!LÜTFEN!!
…….
VE PERDE KAPANIR!
-Yok yookk.Biraz daha vakti var beklememin,beklenenin demeli belki de..Suyu kaynıyor demek istedim, ama ağır mı olacak biraz..Her neyse, gözlerine bakarsın ya hani,adını başkasından duymak bile güzeldir,o olmadığında hani gelmiyor mu bugün ”haberiniz var mı ? falan dersin ”sözde ilgisizce” kimseye fark ettirmeme endişesiyle..
-Gün batmak üzereyken de ,yastığın tepesinde dua ederken de ismiyle şenlenir hücrelerin.Yada bi arkadaş muhabbetindedir,bir an vardır hani beklediğin…
-Ama Hatırlasana oğlum ne derdi Lavinia çoçukken ; ”Sevgiyi öğretemessin kimseye,sakın haa insanlardan seni sevmelerini bekleme…Sen seveceksin her zaman, yargılamadan, saygıyla, aşkla, sadakatle; o zaman severler seni belki..Ama o zaman bile umutlanma, unutma beklenti seni daima üzecektir..Bir de insanlardan sana verebileceklerinden fazla şey bekleme,samimiyetle alakalı değildir bu söylediğim yaşadıkca anlayacaksın……..”
-Liseye başladığımın ertesi yılı ; biraz problemler yaşamıştık Lavinia’yla,-biraz benim ergenliğimden biraz da LAvinia’dan sebep- , oturduk balkona ve konuşmaya başladık.İlk ciddi konuşmamızdı sanırım Lavinia’yla, benim hatırladığım..Cümlelerin çoğu tamamıyle aynı,bazılarını yanlış hatırlıyor olabilirim,ee oda geçen zamanın işi…
-Üzerine 7 seneye yakın zaman geçmiş.Tuttuğum bi nottan o günlere gittim ve o çoçuk aklımla kalan bu cümleler ne kadar doğruymuş meğer..Yaşanan 2 kötü ayın sonunda bir kez daha haklı çıktı bu cümleler..
-E söylesene nerde yanlış??
-Bu sefer de sevmediler be Lavinia..
………………………………………………………….Lavinia’ya sevgiler!!
”Bazı şeyler” vardır hani olsun diye çok çabalarsın,çırpınırsın.Bir şekilde olmaz,olamaz vs vs…E düşünsene zaten olacak olsa bu kadar çabaya gerek kalır mıydı? Kendiliğinden olduğu zaman güzel o ”bazı şeyler” .Bu kadar uğraşma ile, sözüm ona zorlamayla oluyorsa demek ki var bir eksiklik, tatsızlık…
-Adımlarını sağlam at!
-Doğru yerlerde nefes almayı ve aldırmayı bil!
-Sadece kapıları aç!!! Elinden tutup kimseyi içeriye çekmeye çalışma!
-Beklentiyi en aşağıda tut!
-Hayal kurma!
-Elini kalbinin üstünden çek!
ve ucundan köşesinden mutlu ol!…
Bir düşünsene..İstediğin, bildiğin, sevdiğin, tanıdığın, gördüğün-görmediğin her şeyde… Tek kelime yeterken anlamaya, zordur genelde o kelimeyi telâfuz etmek. Neden mi ….. ?
—Seviyoruz böyle aptallıklarıda o yüzden!
- ”Kaybederek çoğalırsın unutma” diyenlere inat! Kazanmadan öğrenenmessin, bilemessin ki denemden! Yılmadan tekrar, tekrar ve tekrar dene! Sayfa ”96” ya inat!
-Kaldır kafanı da bir bak artık! Geçmiş geçti, eskiyi düşünerek ,hala eskide yaşayarak mutlu olamazsın. . Karşındakini de mutsuzluktan, hayal kırıklığından başka bir şeye sürüklemessin..
-Zaman geçip giderken haps olma içine! Kaldır hadi kafanı, kaldır da yüzüme bak artık . . !
Zaman nasıl bir kavramdır !!
-Herşeyin üstünü kapatır ;
Acının,mutluluğun,heycanın,sevincin„üzüntünün,belki Aşk’ın bile…
—Olaylar,isimler,şekiller unutulur ama insan nasıl hissettiğini asla unutmaz deriz ya hani,ama o his bile ilk ZAMAN ki kadar yoğun değildir..
—Ayrılıklara,ölümlere,acılara,bazen fazla sevgiye,mutluluğa ağlarız..Fakat üzerine geçen küçük bir ZAMAN dilimi hafifletir bütün buhrânı…
—Çok mutlu oluruz ”O” nu gördüğümüzde,istediğimiz işe girdiğimizde,istediğimiz hayatı sürebildiğimizde vs vs ama ZAMAN alır götürür hepsini elimizden..
…
Yanlız kalma korkusu deyin,yaşlanma olgusu deyin,her neyse adı!! Ama bu zaman kavramının derinliğini anlatmaya yetmiyor cümleler.Bak yazdım, ne bu yazıya başladığım hevesim kaldı nede başkası!!
Her derde deva olan ZAMAN keşke unutturmasaydın aşkları,acıları,umutları bize…Onlar yerinde kalsaydı,hep ilk an gibi hissetseydik keşkede..İçimizde ki büyüklükler zamanla ufalıp yerle bir olmasaydıda içimiz dolu dolu yaşayabilseydik hayatı,dibine kadar!
ANNE BEN MELANKOLİK MİYİM:) ?
Bir kaç hafta önce Paulo Coelho’ nun 11 dakika adlı kitabını okudum.Kitapta Maria adında bir fahişenin kendi ülkesinden başka bir ülkeye göç edip,para kazanmak için başladığı fahişeliğin ; kendini bulmasına ve acıdan haz alma duygusunu öğrenmesine yardımcı olurken , başından geçen aşkları anlatıyor! ..
-Altını çizmiştim bir kaç yerin,kitabı tekrar karıştırırken bu kısım tekrar etkileyince beni.Burdada olmalı diye düşündüm.
-Etkileyici bir giriş paragrafı var kitabın-bir kaç defa kendini okutturan-..Sayfalar ilerlerkende başlıyor kadın ve erkeğin var oluşunu aşağıdaki başlıkla anlatmaya ;
-SEKS NEDİR?
—Platon’a göre,Yaratılışın başında,erkeklerle kadınlar bugünküne hiç benzemezlerdi; sadece gövdesi,bir boynu ve her biri ayrı yönlere bakan çift yüzlü kafaları olan androjen varlıklar mevcuttu.Sanki iki yaratık sırt sırta yapıştırılmış gibi,iki cinsel organı,dört bacağı,dört kolu vardı bunların.
”Ama kıskanç Yunan tanrıları,dört kollu bir yaratığın çok fazla çalışabildiğini farkettiler;ters tarafa bakan iki yüz sürekli tetikteydi,dolayısıyla bu varlıklara kalleşçe saldırmak mümkün değildi;dört bacak sayesinde fazla yorulmadan uzun süre ayakta durabiliyor yada yürüyebiliyorlardı.Ve en tehlikelisi:Çift cinsiyet organlı bu yaratığın üremek için kimseye ihtiyacı yoktu.Bunun üzerine,Olympos’un mutlak hakimi Zeus,dedi ki : ”Şu ölümlülerin gücünü elinden almak için bir planım var.” Şimşeğini fırlattığı gibi androjenleri ikiye bölerek erkek ile kadını yarattı.Dünyanın nüfusu birden artıverdi,aynı zamandada üzerinde yaşayanlar güçten düştüler ve yollarını şaşırdılar ; artık kayıp yarılarını aramak,yeniden onunla kucaklaşmak ve bu sarılmayı eski güçlerine,ihaneti önleme becerilerine,yorgunluğa karşı dirençlerine tekrar kavuşmak zorundaydılar.İki bedebin tek beden olmak üzere kaynaştığı bu kucaklaşmaya ,seks diyoruz.
Etkileyici bir bölüm..Sağol Paulo abi.
Düşün ki bağladılar ağzını-3 koca ay-.!!Hiç konuşamadın,hiç..3 ayın sonunda ağzını açtıklarında ;
Ne olur??
-İlk 10 dakika konuşamazsın,biraz şaşkınlık biraz şapşallık..
-Sonra avazın çıktığı kadar bağırarak küfredersin.(saçmala dönemi yani)
-En sonunda sağlıklı bi insan gibi konusmaya başlarsın büyük hevesle,mantıklı..
…..
-İşte hayatın bir dönemi böyle yaşanıyor.Önce elin kolun,ağzın bağlı yaşıyorsun yıllarca yada sen öyle hissediyorsun..çocukluk,ergenlik lise yılları vs..Sonra bu evreler bitiyor özgür olduğunu düşünüp saçmalıyor insan…Cesaret,maceraperestlik diye adlandırdığı ileride arkadasına baktığında katıla katıla güleceği anılar bırakıyor kendine saçmalama döneminde..Ve final..50ye dayadığında merdiveni, herşey yerli yerine oturmuştur ve mantıklı insan yapısı oluşur.
—Merak ettiğim neden bu kadar geç olur bu olay?..Yani 20 sinde cesaretin,mantığın,tecrüben,sağlığın yerinde olsa düşünsene yapabileceklerini.Benjamin button’un zihinsel boyutta olması enfes olurdu heralde!!
Not: İnsan gelişimi üstüne çok şey yazmış abiler ablalar,bende eksik kalmayayım dedim,saygılar efendim:)